İnstagram sayfamda postları yüklerken, 18cm kahvaltı tabaklarımız, maymunlu fincanlarımız satıştadır gibi bi cümle kuramıyorum. Çünkü neden kurayım. Bir kere ortada biz yok . İki elim, bir de tornayı kumanda eden sağ ayağım var. Bir bütünün parçaları olsalar da, uzuvdur neticede. Ekiplere bölmedim vücut bütünlüğümü.

Postlarda fotoğraflara ilişkin şeyler yazmıyorum genelde. O kadar uğraşmak, haliyle vakit kaybetmek yerine, konuşmaya, paylaşmaya değer (ya da değmez bilemedim şimdi) ne yaşıyorsam onu yazıyorum. Şubat ‘a yaradı bu durum. Ne çok merak edenin var bi bilsen kıl topağı! Alkım’dan fırın yapmasını isteyen, babamı alkışlayan, Neşe teyzemin sağlığını merak eden de az diil. 

Satıştadır yazmıyorum. Çünkü profil gayet anlaşılır. Çünkü o kadar seramiği yapıp da napayım? Çünkü aynı çay tabağından, kahve fincanından 100 tane yaptım diye, çay bahçesi olduğumu sanan çıkmadı. Hobi olarak seramik istifçiliği yaptığımı düşünen de olmaz herhalde. Gerçi, fotoğraflarda kullandığım babaannemden kalan örtülerin şablonunu isteyen, dış cephe boya önerisi soran, mutfağını boyatmak ya da saçına röfle randevusu isteyen, Urla seramikçiler çarşısının yerini merak eden fantastik takipçiler de yok diil ama anlaşıyoruz en eğlencelisinden. En önemlisi, 'ürün tükenmiştir' gibi bi durum da söz konusu diil, çamurun köküne kıran girmedikçe. Sipariş gelince hepsi satışta. 

Bizim bi tabakçı ali usta vardı
Sık sık nasıl başladığım sorusunu duyuyorum. Onu ben de hatırlamıyorum. Küçüktüm, yazlarımı çamur, fırça ve boyalarla geçirirdim. ...
Aslında Ben Kimim
Çocukken Kütahyanın Aizonai’sinde Kibele tapınağı leyleklerine iyi geceler dileyerek uykuya dalan.....
Leave a comment
Note: HTML is not translated!